BİR SEVGİLİYE

Ey aşkıyla Aşk'a aşık ettiren aşık, Ey sevgisiyle En Sevgili'yi sevdiren sevgili, Ey sıcak huzur

BAHARI GETİREN

Ey kalbimin ğöğü! Ey kalbimi kızıl bir sevdayla kuşatanım!

AYNADAKİ SEN

Oysa ne çok özlemiştim seni, bir bilsen yokluğundan utanırdın...

HEP BİR ARADA

Melekleri topladık diye tebessümle söylendi hep babacım...

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRMEZ OLDURUR

Kerem kendi suretini görmeden, sen artık aslına bürün demişler. Ferhat doğduğu gün, isim vermeden bu çocuk ne kadar şirin demişler.

16 Şub 2017

DÜŞEMEYEN ASANSÖR KAÇAMAYAN UÇAK

Related image

Hava yağdı yağacak akşamın kızıllığı çökmüş, derse geç kalıyorum hiç gidesim yok ama asacak pek hakkım da yok. Heehh işte beklenen kapı sesi de geldi; Faruk hoca da çıkıyor evden, kızı basıyor zile, ''hadi gel bizimle aşağıda bekliyoruz... '' Ben bir türlü hazırlanamıyorum. Tam hazırım ki ayakkabımın teki yok kapının önünde hayııırrr yaa şaka gibiii😮😠. Hemen başka bir ayakkabı kapıp iniyorum. Herkes sıkıntıdan patlamış bir sürü laf işitiyorum haliyle. Araba da ne araba ama nasıl bir model teknoloji bu diye geçiriyorum içimden, çok havalı bununla gide gide derse mi gidilir, yazık yahu...
 
Tam gidecekken karşıda bir toz bulutu, bir sürü gibi, bildiğin bilgisayar oyunundan fırlamış gelmiş gibiler, kabardıkça diken diken açılıyor tüyleri, köpekgillerden...Ürküyor insan. Şaşkınız, gözlerimiz fal taşı.😱😱😱 Nereden çıktı ne bunlar diye. Neyse ki araba uçuruyor bizi hakkını verip, o biçim araba. geride kaldılar çoktan.
 
Kampüs göründü, inme zamanı. Ayakkabılar o kadar sıkıyor ki mümkün değil yürüyemeyeceğim, çıkarıyorum, yerlere basarken de zorlanıyorum bir şeyler batıyor ayağıma,  seke seke yürürken Biricik yanımda beliriyor bir anda:
 
_Bu ne hal yürü gidiyoruz. Diyor,
_Ama ders? Girmem lazımmm.
_ Böyle mi?
_Evet böyle!?
Sonrası mı, bakışlar bakışlar, ah o bakışlaaarr...
 
Ayakkabı alıp döneriz hemen diyor çekiştiriyor elimden. Biz yine koşuyoruz güle oynaya. Hayır desem de pek işe yaramayacaktı zaten:) Seviyorum bu anlık koşuşturmacalarımızı onunla. Ben esasında Onu çok seviyorum...💕💓 Derse de yetişiyorum, ayrılıyoruz orada. Ders çıkışı alışverişe çıkacağım...
 
İçinde kaybolacak kadar büyük bir alışveriş merkezi burası. Nasıl nereden geldim onu da hatırlamıyorum. Haber geldi bir an önce çıkmam gerek çıkışı arıyorum koşar adım, üst  katlardayım, asansöre biniyorum; asansör de hangar sanki mübarek(abartının da bu kadarı pesss😜
 
Tam kapanacakken 10-11 yaşlarında bir erkek çocuğu yetişip biniyor. İneceğim kata basıyorum bir iki kat indikten sonra birden düşmeye başlıyor asansör, neeeyyyyy! Neye uğradığımı şaşırdım o kadar şiddetli bir alçalış ki, kalbim fırlayıp düşecek sanki avuçlarıma. Yapacak bir şey de yok, çok anlık her şey, küçük çocuk sarılıyor bana, bense ondan daha korku içerisinde. Kapatıyorum gözlerimi artık. Şehadet getir şehadet! 
 
O  da ne , birden duruyor asansör ve açılıyor kapısı, ne tür bir şaka bu?! Saniyesinde dışarı atar atmaz kendimi kolumdan yakaladığı gibi bir el çekiştiriyor beni yine. Ne oldu nereye diyemeden uzaklaşıyoruz. Ardıma bakıyorum çocuk kaldı içerideee çıkamadan asansör tekrar düşüşteee...

Yine mi yaaa; koşturuyoruz,
_Sen nereden çıktın nasıl bildin ki burada olduğumu ?
_ Yürü yürü vakit yok.
 Koşar adım ilerliyoruz bir yandan.  O acele telaşla ilerlerken babamı görüyorum kalabalığın içinde, yüzümde kocaman tebessümle babacım diye bağırıyorum. Yoook artıııık hala durmuş değiliz!
 
Babaamm ! baba !bab! Uzaklaştık bile. Neye nereye bu acelemiz onu da bilmiyorum. Geride kalıyor babam be...

Uçak kaçacak be uçaaak diyor, yarım güleç yarım telaşlı yüzüyle. (Bir de güneş vurmuş gözlerine hiii tutmayın beni çok sevicemmm.) Ne uçağı nereye noluyor diyorum ama söyleyeceği yok bakıyorum ki e zaten nefes nefese de kalmışım susuyorum, hızlı adımlarla ilerlemeye devam.
 
Yollarda aceleden çarptığımız takıldığımız ayağına bastığımız ve bir güzel laflar  yediğimiz bir yolculuktan sonra dağılmış vaziyette yetişmiş durumdayız. Koltuklarımızda yerimizi aldık bile. Haydi ozamaannn uçuş ve uyku zamanı şimdi, tutunun kalkıyoruzzz....
 

10 Oca 2017

HASTAYSAN VE DE ANNEYSEN

Geçtiğimiz kış bu zamanlar yine böyle hasta iken ve de hamileyken, kendimden geçmiş vaziyette yatıp kafamı kaldıramazken düşünürdüm. Şimdi rahatım bebek de yok yatıyorum, bebek olunca nasıl olacak bu iş diye...

Halsizlikten gözlerim kendi kendine kapanırken ve de gözüm yatağa kenardan öylece acıklı acıklı bakarken ah bir kıvrılıp da uyusam diye, mecbur Zeynep'imle oyun oynadım... Uyusa da ben de uyusam diye gözünün içine baktım.

Zormuş sahiden vesselam. Bir ara ağlayasım geldi:)) Eşşek gibi ayakta durmak zorundasın. Anne hasta olmaz peeh, olsa da önemli değil...

Neyse ki akşam tesellim var. Dört gözle bekledim Biricik'imin gelmesini. O da hastalığın son evrelerinde olmasına rağmen hemen Zeynep'i aldı uyuttu dizinde, dizinin dibinde de beni. Çatlayan başıma masaj yaparken o, uyumuşum. Çok şükür varlığına💕💕 Soğuk algınlığı dişe de mi vurur ya hu bir de dişim ağrıyor ki sormayın.
İkimiz de bu haldeyken İnşallah kuzumuz da olmaz hasta.

Ne güzel arkadaşlarla kar topu oynamaya inecektik ⛄ ama nasip olmadı.
Ha bu arada cumartesi günü 30 oldum😊😮... Çok garip geliyor. Ne ara geçti o kadar yıl, nereye gitti, heybemde ne var peki?? Rabbim hayırlı ömürler nasip etsin inşallah. Küçük kuzunun eli kolu pek bir uzadı artık büyük bir gayretle bilgisayara uzanmaya çalışıyor. Noktalayayım yazımı burada mücadele veriyor benimle ya hu:)

28 Ara 2016

MİNYATÜR PETEKLER


Evdeki kaloriferlerimiz o kadar küçük ki, her gören bunlar evi ısıtıyor mu diye soramadan geçemiyor.
Kocaman salona üç adımlık üç karışlık petek koymuşlar. E ısınamıyoruz haliyle.

Biricik ki, yaz kış demez hep evde kısa kolla dolaşır, ben hırkayla otururken:) O bile zaman zaman soğuk burası yaa deyip hırka giyiyorsa ortam gerçekten soğuktur vesselam... Alllahtan klima taktırmıştık yazın da, arada bir de onu açıyoruz öyle ısınıyoruz... Biz neyse de Zeynep var sonuçta.

İnsanın evde burnu üşür mü yaa:) Hele mutfakta bir peteğimiz var ki evlere şenlik, minyatür ya hu minyatür. Benim elimle iki karış adımlarımla iki adımcık:))

Ancak kendini ısıtıyor. Mutfağı ısıtmasını beklemeyi geçtik,  insanın battaniyeyle üzerini örtesi geliyor daha da yazık üşümesin diye :))

Yenisini daha büyüklerini taktırmak lazım efendim demem o ki...
Bu arada oldukça orijinal dekoratif petekler varmış onlardan taktırası geliyor insanın.  Dekoratif kalorifer peteği olduğu ve de onlara bakmak hiç aklıma gelmemişti görene kadar:)







23 Ara 2016

HAPŞUUUU

Bu ayın da sonuna gelmişiz ben ha yazayım ya yazdım derken. Başında ise Aydın'a gidip geldik üç dört günlük. Zeynep'i özlemişti herkes, kısa da olsa iyi oldu. Arkadaşlarımızı da gördük.

Uçakta giderken ve de gelirken Zeynep ile  yolculuk pek de kolay olmadı  ama bir yolunu bulduk. Bir iki saat bilerek emzirmemiştim ki  iyice acıkıp uçakta kalkarken emip uyusun diye. Ki 3 saattir de uykusuzdu ama maalesef inadı tuttu emmedi mi...

Uykusu olduğundan da huzursuz mu, huzursuz...  Şükür ki yanımıza oyalarız diyerekten elma dilimleri ve püresini almıştık. Onları yedirerek, vererek oyaladık. olmadı dergileri karıştırdık hatta birazcık yırttık, biraz oyuncaklarıyla derken gayet yorulmuş olarak bitirdik yolculuğu. Neyse ki bir saatçik bir yol. Sonra bir de oradan bir saat de otobüsle Aydın yolculuğu var tabii ama o kadar açlığın ve uykusuzluğun üzerine, emzirip de arabasına koyunca hemen uyudu kuzum.Öyle böyle geçti.

Bu arada iki tane dişimiz çıktı alttan. tepkilerimiz arttı. Geri geri gitmeye başladı ufaktan.  Bir hafta sonra  7 aylık oluyoruz inşallah. Birazcık da rahatsızız. İlk hastalığı. Öksürük ve burun akıntısı. Bir hapşuuuu dedi mi karışıyor burnu ağzına yavrumun:)) hiiii allaaaah diyip zor yetişiyorum yemeden :D

Çok seviyoruz çok... Kendi büyüdükçe sevgisi de çoğalıyor.
benim kocaman boncuk gözlü kuzum. Gören gözlere bak çok güzel diyip de seviyor:) hele bir de gülünce oyyh hayranımm hayrann o gülüşe o güzelliğe ben.

Mutlu, keyifli hafta sonları olsun inşallah.

29 Kas 2016

UYKU HALİ

Uykusu geliyor ya hani. Anlıyoruz uyumak istiyor huzursuz.
Alıyor Biricik dizine uyutmak için, akşamları genelde babası uyutuyor yani, seve seve elbette:)

Zeynep hanım ilk etapta hala huzursuz mızmızlanıyor. Hafifçe sallamaya başlıyor, yine tık yok.

Veee işte sihirli dokunuş geliyor; nasıl ki onun için söylediğimiz ninnisine başlıyorsa, anında hemen kafa ya sağa ya sola çevriliyor ve gözler gidiyor:)) Tabii bu dediğim çok uykusu varsa, bütün uyanık kalma limitini doldurmuşsa geçerli. Allah'ım çok güzel çok tatlı bir an o. Uyurken ayrı bir güzel. Çok şükür.

Ninni dediysem de aslında tamamen bizim uydurduğumuz üç beş sevgi sözcüğünü belli bir melodiyle yan yana getirdiğimiz bir tür şey... Çok güzelsin be kızım aşkım, öyle tatlı hallerin var ki Zeynep'im içimiz kıpır kıpır kaynıyor sana. 
Çok seviyoruz seni çok, Rabbimin melek kulu, masum kulu.
İki gün sonra 6 aylık oluyoruz inşallah..

22 Kas 2016

KAĞIT EV

Bu kadar da olur mu, e olur olmuş işte, elleri dert görmesinnn(!!!)...
Sanki aynı evin içinde farklı odalardaymışız gibi. Yan dairenin mutfağı bizim oturduğumuz odayla yan yana denk geliyor.

Sesleniyor içeri , çay mı kahve mi içersiniz diye, ben buradan çaayy diyorum:D
Sonra türkü mırıldanıyorlar mecbur dinliyorsun. Adamın değil de kadının sesi sahiden güzelmiş pek güzel söyledi dün:))

Yemek yaparken yemeği karıştırdığı kaşığı vuruyor tencerenin kenarına , onu duyuyorum. Tabakları yerleştiriyor, duyuyorum...

Bir gün, arka taraftayız biz, bir ses geldi, Allahh dedik noluyor koştuk, bizim mutfaktan geldi sandık şangır şungur, yok yan tarafmış.

Dün, Zeynep uyuyor ben de bir şeylerle oyalanıyorum. Yine bir ses geldi ödüm koptu, Zeynep uykusunda korktu o da sıçradı...

Üst komşuyla tanışmadan önce  bütün çocuklarının ismini biliyordum duyduğumdan:))

Alt komşuların kavgalarına defalarca  şahit olmuşuzdur... Bıktım artık usandım bitirdin beni diyordu adam kadına.Bir keresinde kadın kapıyı kilitleyip anahtarı aldı adam delirdi aç şu kapıyı gideceğim diye diye. Nereden mi biliyorum duyuyoruz efendim duyuyoruz... Şimdilerde yoklar herhalde. Yoksa evde oldukları zaman, hafta sonları insan uyumaz mı ya, ya da uyanır uyanmaz nasıl başarırlar ki kavga etmeyi, sabah kahvaltısı niyetine sabah 8 buçuk dokuz da başlıyorlardı...

Gizlisi saklısı mahremi nerede insanın ya hu. Azıcık daha kıyıp malzemeye adamakıllı evler yapsalarmış keşke... Buradan müteahhiti anıyoruz, sevgiyle değil tabii... Bir şeyler yapmalı bu duvarlara diyor Biricik...

10 Kas 2016

TANIMIYORUM Kİ SENİ!

 
Kendi halinde sakin bir sokaktayım. Bir anda kendimi eski eşyalarla dolu, küçük bir dükkanda buluyorum. Derinden gelen bir nağme, çeviriyorum başımı, eski bir radyo; aynı dedemin radyosu, üzeri tozlu. Takılı kalıyor gözlerim üç beş saniye. Öyle huzurlu, öyle sakin hissediyor ruhum.

Dükkanın sahibi, saçı sakalı  ak, güler yüzlü bir dede; selamlıyor başıyla beni hafiften,  gülümsüyorum ben de.
 
Elinde taze demli bir çay, kokusu buram buram, buharı üstünde.  Hiç kelam etmeden sessizce bakınıp , aynı sessiz selam ve tebessüm eşliğinde çıkıyorum dükkandan. Yürüyorum, yürüyorum, dönüyorum köşe başından, ne hoş yollar; eski taşlı yollardan. Az ileride sarı bir yağmur; heybetli bir ağaç yapraklarını döküyor, gözüm ona takılıyor bu sefer de.
 
Sonra bir anda ne olduğunu anlayamadan koşmaya başlıyorum o gürültü kıyametle. Var gücümle koşuyorum, çantam düşüyor, bir an bile duraksamadan devam ediyorum.

Sesler giderek artıyor, ben nefes nefese, kendi nefesimi hatta nefes alamayışımın sesini dinlediğim bir anda yanımda koşan biri daha beliriyor. 
Tanımıyorum.

Kolumdan çekiştiriyor beni hızlıca. Hemen az ileride aralık bırakılmış tahta kapılı eski bir ev. Kaçışanlar çoğalıyor, hayal meyal görüyorum.

Kapıya yaklaşıyoruz. Tam içeri adım atacakken öyle bir ses delip geçiyor ki kulaklarımı...Bir kurşunun keskin rüzgarıyla ürperiyor tüm bedenim. Oracıkta kalakalıyorum. Hissetmiyorum bedenimi.  Kolumda bir el, ittiriyor beni. Zoraki bir adımla içerideyim.

Sonra o el kayboluyor, dönüyorum arkamı, kan var göğsünde, yere yığılıyor... Gözlerinde acı ve tebessüm karışık. Derinden hissediyorum acısını kalbimde; balyoz gibi inen bir yumru. Boğazım düğüm düğüm, yutkunamıyorum, gözümdeki yaşlar benden bağımsız halde, durduramıyorum. Öylesine acıyor içim... Tanımıyorum ki seni! tanımıyorum... Sen kimsin, kimsin ki sen!!??
 
Derken bir ağlama sesiyle irkiliyorum. Zeynebim ağlıyor. Boğazımda bir ağrı, göğsümde taze bir acı sanki, etkisindeyim hala rüyanın.

8 Kas 2016

SANAL MI GERÇEK Mİ?

Image result for sosyal medya
 
Sosyal medyada bulunmadığım için hiç pişman olmadığım doğrudur. Tek var olan hesabım işte bu blogtur, yaşasın !:) Ben burada mutluyum.
 
Hiç Facebook hesabı açmadım mesela. Ne İnstagram ne de Twitter. Kendimi öyle zorla tutmuş, acı çekmiş de değilim yani uzak dururken:)) Gayet de memnunum halimden.

Şimdiye kadar da bir eksikliğini hissetmedim açıkçası. İnsanların her halini; yerken, içerken, otururken, zıplarken, hoplarken vs görmemek eksiklik olmadı bende.
Sanatsal fotoğrafları, emek harcanarak çekilmiş fotoğrafları hariç tutuyorum, onlara lafım yok tabii.
 
Arkadaşlarını falan buluyorsun iyi hoş da, sonrası derin bir boşluk. Laf olsun diye iki muhabbet ediliyor gerisi sessizlik. Ardından deli gibi her fotoğrafa bak bak dur amaç bu. Hayatına dahil olmadığın insanların,hayatlarına dair her bir ayrıntısını  öğreniyorsun; nereye gitmişler, nerde nasıl eğlenmişler de, ne yemiş ne içmişler, miş mişler de miş mişler bu böyle gidermişler:)  Gerek yok bunlara.

Bir de doğum günü kutlamaları var ki en çok da o anlamsız gelmiştir bana. Tarihi gören gelir, kutlar. Şöyle bir bakınca, öncesinde uzunca bir süre muhabbet olmamıştır dibine kadar uzaksınızdır, sonrasında da olmayacaktır ama o doğum günü laf olsun diye kutlanır, ne gerek var ya hu. Bir kişi dahi olsa, gerçekten bilen, hatırlayanların kutlaması çok daha kıymetli değil mi sizce de? Bence öyle de.

Dozunda kullananlara, sanal dünyaları gerçeğinin- önüne geçmemiş olanlara saygı duyuyorum tabii ki.
 
Bağımlısı olup saatler harcamıyorsanız, kendi değerli vaktinizden çalmadan faydalanıyor, paylaşıyorsanız, hayatınızın merkezinde tutmuyorsanız eyvallah.
 
Gerçek anlamda sosyalleşmek, yüz yüze bir iki kelam etmek, bir kahve içmek çok daha makbul benim gözümde.

7 Kas 2016

GÜL TABİATLI OLABİLMEK

Image result for mevlana ve gül

“Önemli olan gül tabiatlı olabilmektir. Yâni bu dünya bahçesinde, dikenleri görüp, onlardan incinip dikenleşmek değil, araya kış gibi çileler girse bile onları bahar iklimiyle kucaklayarak, bütün âleme bir gül olabilmektir. Der Mevlana Mesnevi'de.

“Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı. Bu hakîkatı gülden de işit. Bak, o ne diyor:
Dikenle beraber bulunduğum için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere salayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun vesîlesiyle, âleme güzellikler ve hoş kokular sunma imkânına kavuştum…”


Ne güzel söylemiş. Gel gör ki uygulaması biraz zor sanki nefsimize ama olunmaz değil. Yok mu hiç peki? Elbette var, var gül tabiatlı, gül yürekli insanlar çok şükür...

1 Kas 2016

OYSA BEN SANA İSTANBUL DERDİM


Image result for oysa ben sana istanbul derdim

Aldırmadı saçlarını dağıtan rüzgara, elleri ceplerinde öylece baktı uzaklara.
Aldırmadı kıyıya çarpıp ıslatan hırçın sulara, bir adım daha attı inadına.
Gözlerinde hüzün,
Dudaklarında titrek bir melodi; tamamlayamadan daha, sustu. Dudaklarını ısırdı, gözlerini sildi usulca. Üşümüş olsa gerek ki sımsıkı bağladı kollarını bu defa.
Bir kaç adım duydu ardında, yine aldırmadı.
Kapadı gözlerini, kaldırdı hafifçe başını fezaya,
Derin bir nefes aldı
Ve yine döküldü dudaklarından aynı ezgi; bu sefer tamamlanarak:

*Oysa ben sana İstanbul derdim
 Onun kadar derin ve yalnız sevdim...
 Gözlerini alıp da giden misin yâr,
 Beni böyle ağlatıp da gülen misin yâr?*
....

Uzaklarda, çok uzaklarda, hüzünlü bir başka yürek aynı ezgiyi söylüyordu,titrek ama gür sesiyle:

*Sen ve ben Lila, sen ve ben
 Sakin bir ülkenin uzaklarıyız,
 Orada sen oldukça, burada ben
 Gamlı bir şiirin uyaklarıyız...*

Aynı anda, aynı ezgiyi tamamladıklarından, aynı yürek tutulmasını yaşadıklarından habersiz...
 
 
 
* İşaretli kısımlar  güzel bir ezginin sözleridir.

25 Eki 2016

DIŞARIDA HER ŞEY YOLUNDA

Bütün bebekler gezmeyi, dışarıyı sever mi bilmem ama Zeynep'im balım pek sever. Evde huysuzsa ağlıyorsa, çıkar dışarı, susar hemen fıldır fıldır etrafa bakar o boncuk gözleriyle:)

Ev gezmesi de olur, yeter ki kalabalık bir ortama girilsin, çoluk çocuk olsun, pek güzel oyalanır bakınır, bu arada uykusu gelir yorulmuştur ve kolayca uyur.

Alışveriş merkezine gittiğimizde her yer canlı tabii, etrafı seyredip, karnı acıktığında da doyurulmak şartıyla, hoop gider gözleri arabasında oh mis. Böyle kolayca zahmetsiz uyumalarına bayılıyorum. Evde olsak ağlaya sızlaya bir sürü uğraşarak uyuyoruz oysaki.

Uyuyo dediysem, hanfendinin uykuları 20 dakikayla 30 dakika arasında değişiyor. Bu kadar kısa uyku mu olur ya hu. Bebek dediğin uyudu mu en az bir saat uyumalı bence ama nerdeee bizimkinde yok.

Gün içinde iki ya da en fazla üç sefer uyur o da işte söylediğim kadar. Bazen hiç müsade etmez bana sürekli başında ister kucakta olmak ister ağlar durur. Öyle zamanlarda bütün gün hanfendiye aittir. Bazen çileden çıkarır ama gün sonunda uyuyan haline, o minnak elinin kolunun zarif duruşuna, dudaklarına, pamuk yüzüne bakıncaaa kanımız kaynar hemen.

Yemek mi, ne yemeği hangi yemek? :)) Ya Biricik gelince en basitinden bir şeyler yapılır ya da menemen yenir:D

Bu arada sarma yapmışlığım bile vardır canımm aaa. He ama sabah 11 de başlayıp, akşam 5 te ocağa ancak koyulabilmiştir:))

Akşamları çay ocakta kaynar da kaynar biz güya hanfendiyi uyutup bir şeyler izleyip çay içeceğizdir:) Uyutucaz derken saat 10 bçuk 11 i bulur çoğu zaman. O saatten sonra da çayın yanına bir de tatlı şeyler atıştırınca ben tabiii veremem kilo falan.




14 Eki 2016

HAL BÖYLEYKEN BÖYLE

Her güne gülümseyerek başlıyoruz daima sayende. Çünkü sen uyaninca kocaman gülüyorsun hep, seni görüp de gülümsememek ne mümkün.
Kocaman kocaman gözlerine, boncuk mu desem ,zeytin mi desem, eşşek mi desem...
Bir de gülünce kocaman acilan bal ağzına, uzun kirpiklerine, minnacik gamzene
Yani annecim bitanem, her bir zerrene, harrketine hayranim Zeynep'im...
Babacin da öyle, iş yerinde hep fotograflarina bakiyor. Gelene kadar öyle özlüyor ki, gelince sana o bakiyor uyuyana kadar:) hatta uyutuyor:)
4 aylik oldu kuzum büyüyor...

Ha bu kız hiç ağlamıyor mu derseniz, ooo hem de neee:)
Akşam uyku seanslarımızda kıyameti koparıyor. Biz alıştık da bilmeyen ilk defa denk gelen herkes, ailelerimiz de olmak üzere, aayy bişi oldu çocuğa herhalde, normal ağlamıyor, n'oldu bir yeri ağrıyor kesin diyerek telaşlanıyorlar:)) Bu arada uçak maceramızı tamamen şans diyelim ağlamadan uyuyarak atlattık

Naz da yapıyor şımarıyor da, gülünce dünya tatlısı ama bir de ağlayınca bütün enerjimi çekiyor vallahi :D Sağlam yoruyor bazen. İşte başlıyoruz yine, sesi çınlatıyor ortalığı, ben gider:)
Yine de her sabah yeniden aşkla uyanmaya devam ediyoruz...

25 Ağu 2016

BİZ GİDERİZ TATİLE

Yarın Aydın yolcusuyuz inşallah:)
Geçen bayram Zeynep henüz çok minnak diye evdeydik. Bu bayram tatiline de erkenden gidiyoruz. Birazcık tatil yapalım.


Anneannesi, dedeleri, babaannesi, teyzeleri, halaları dört gözle bekliyorlar küçük hanımı.
Bana da iyi olacak , elden ele gezer artık Zeynep kuzu. Ben de rahat ederim.


Biraz önce ağlayıp duruyordu susturamayıp ana kucağına koyup karşısında birazcık şekilden şekile girdim, sustu. Şimdiyse bana gülücük atıyor bir şeyler mırıldanıyor. Yüz vermeye de gelmiyor ama fazla,  ağlamaya hazır modda bekliyor:) Yazayım da kaçayım hemen.


İlk defa bebekle uçağa binecek olan her anne baba gibi biz de tedirginiz birazcık:) Acaba bal kuzu duracak mı yoksaaa ağlayacak mı. İnşallah çok ağlamaz. İnsan gerilir ister istemez, ağlayan susturulamayan bir bebekle. Neyse ki yalnız değilim Biricik de var. Merakla bekliyoruz yarın bizi nasıl bir yolculuk bekliyor diye... Neyse ki yol uzun değil kalkması inmesiyle toplamda 1 saat anca.
İzmir'e varınca da babacığım gelip alacak bizi... Normalde servisle giderdik de riske atmayalım dedik şimdi bal kuzuyla. Uçakta pek umduğumuz gibi gitmezse durum, en azından Aydın'a gidene kadar rahat olalım:)



17 Ağu 2016

BİR AŞK DAHA







Her sabah yeniden aşkla uyanıyoruz artık.
Bir gülücük bu kadar mı mutlu eder insanı. Nasıl bir gülüştür ki o öyle,  kıpır kıpır eder insanın içini.
Sabahları hep mutluyuz, gülücükler dağıtıyoruz ve de konuşmaya çalışıyoruz anne babayla.
O çıkardığı seslere ayrıca hayranız.!
2 buçuk aylık  kuzu bu , bize bilmediğimiz bir sevgiyi tattıran.


Şükürler olsun Rabbe...
Öyle işte,  şimdilerde yeni bir aşk yaşıyoruz; adı Zeynep.






31 Tem 2016

DOĞUM HİKAYEM:)





Uzun zaman olmus yazmayali. Minnak hanim iki aylik olacak iki gün sonra. Doğduktan sonra çabuk büyüyor sahiden bebekler. Yukaridaki kapi süsümüzden de anlasilacağı üzere Zeynep oldu ismi. Biricikimin en başından beri istediği sevdiği isim. Bana sen de seç bir isim dedi ama o kadar baktim baktim, yanina pek de ahenkle söylenen kolay guzel bir isim bulamadim sinmedi içime ve öylece tek kalsin dedim.


Bu arada kapi süsü kendi el emeğimiz. Çerçevesi de dahil. Biricik elleriyle kaziya kese yapti:)) Emzik ve bebek arabasi haricinde her seyi kendimiz yaptik...

Gelelim esas mevzuya doğum hikayemeeeee;)


-->Tarih 1 haziran. 40+2 deyiz ve doktor kontrolümüz var. Muayenede her şey yolunda. Ne zaman isterse o zaman gelebilir, 42. haftaya kadar yolu var, biz bekleriz küçük hanımı diyor doktorum.  Sağ olsun beni sonuna kadar destekledi normal doğum için.

-->Doktorum mu? Derya Hanım. Çok tatlı, sıcak kanlı, dost canlısı bir insan. Müthiş bir rahatlık veriyor insana. Kendinizi arkadaşı gibi hissediyorsunuz. Sanki doktorunuz bildiğiniz, tanıdığınız, güvendiğiniz bir arkadaşınız düşünün yani... Seviyorum bu kadını yaa:) 28. haftamda tanıştık bir de kendisiyle ve daha ilk tanışmada hissedebiliyorsunuz tüm bunları zaten.

NST ye girildi, ufaktan sancı kasılmalar tespit edildi, Biricik sevinçten dört köşe aman allahım. Bende sancı onda neşe:) Doğumun yaklaştığının habercisi  çünkü bu, kızımızla buluşma zamanı demek çünkü...
Ertesi gün tekrar NST ye girmem konusunda anlaşıp ayrılıyoruz...

Eve varana kadar kasılmalar gelip gidiyor arada, her zaman olan rutin kasılmalardan yani. Eve gelince yürüyüşe çıkıyoruz annemle.Kasılmalar devam ediyor.

Akşam dizi izleyip çay içerken de arada kasılma molası, allahh kasıldımmm, tamam tamam geçiyoorr heh geçti devam hadi modundayım.

Gecenin ilerleyen saatlerinde azıcık daha artan sancılar ama dayanılmaz değil...
Uyudum mu peki, tabii ki hayır, rahatsız durumdaydım. Biriciki uyuttum ama.

Hadi nolur uyu sen, sana çok ihtiyacım olabilir yarın!

Sabah ezanıyla doktoru arıyorum artık...

_Benim  akşamdan beri düzenli kasılmam var ve şuan artmış durumdaaa 6-7 dakikada bir geliyoorrr.
_ Eee  neyi bekliyorsun kuzum gitsene hastaneye hadii, arayıp haber veriyorum ben şimdi...
_Peki gidiyorum.
              * * *
--> Tarih 2 HAZİRAN! 40+3 teyiz ve Hastanedeyiz. Annecim ben ve Biricik. Yatışım yapıldı, evet evet ben bugün doğuracağım anlaşılan:)

Açıklık 3 cm, saat 6 buçuk.
 
Hastane önlüğü mü o ııyh, hı hıı hadi bakalım onu da giydik mi giydik. Sırada ne var?

Tabii ki NST ye bağlanmak. Sancılaar mı , e haliyle biraz daha arttırmış durumda şiddetini. Oturabiliyorum hala. Sancı gelince bir iki ufak diş sıkmasıyla, dizimin dibinde caanım eşim Biricikimle, yanı başımda oturup sessizce sürekli dua eden canım annemle atlatıyorum...

Bir yandan da haber veriliyor sağa sola dualar isteniyor. Saatler ilerledikçe sancıları karşılamak artık daha zor bir hal aldı, arada bir iki çığlıktan bişicik olmaazz çekinme bağır bağır:))
Ve Biricikin elini tüm gücünle sık tabiii:) 

_Eyvah geliyoo sancııı hazır ol. ( sanki Biricik niye hazır olacaksa esas sen kendine baksana )) :)
_Tamam. derin nefes al ver al ver hadi...
Ve ben derin nefesler ala vere ala vere bir çok sancıyı gerçekten de o şekilde atlatıyorum...

İyi de bu sancılar da bitmek bilmiyor ki nefes al ver al ver nereye kadar. Baktım olmuyor bağırmaya devam.

Bir müddet bütün yükümü Biricike bıraktım, ondan destek aldım hatta arada vurdum galiba:D :) Bütün sancıları birlikte atlattık.

O olmasa bu kadar dayanamazdım bile. En büyük destekçim oldu. O'nun varlığı biraz daha güç verdi dayanılır kıldı sancıları...

-->Saat olmuş 10 buçuk. Allah'ım gelsin artık derken, ebe hemşire tamamdır hazırsınız açıklık tamamlanmış 10 cm e çok yakın, doğumhaneye inebiliriz artık diyince ,ohh dedim zaten sancılarım da dayanılmaz hal almaya başlamıştı neyse ki doğum başlıyor.

Aşağı indik, doktorum gelip kontrol etti ve olamaz yanlış alarm. Açıklık daha 7 ye yaklaşmış anca. Kızdı hemşireye nasıl baktın diye.

Ben orda İptal. Neee ,nasıl yani daha kaç saat beklerim ne kadar sürer derken kendimi doğumhanede yine bekler halde buldum. Artık yorulmuştum geceden zaten uykusuzum ve açım da. Sancılar da yordu ayakta durmaya mecalim yok. Sancı gelince Biricikin boynuna sarılıp kendimi tamamen bırakıyorum artık:)

Bir yandan da, ''Yook yokk ben yapamayacağım galibaaa, istemiyorum ya, bırak beniii, izin ver n'ooluurr gelsin beni uyutsun kessinlerrr alsınlaaarr.'' Diye söyleniyorum :))))))

''Aaa olur mu o kadar dayandın hayır yaparsın sonuna geldik dayan, çok iyi gidiyorsun.'' diyor Biricik. Bir iki yalvarma modundan sonra doktorum tekrar geldi benim halimi görünce;

''Senden çok ümitliydim ama ümidimi kaybediyorum, hayatım bu ne hal, böyle bağırırsan nasıl ıkınacaksın doğum başladığında?

'' Önce bağırıp sonra ıkınsam olmuyor mu yaaa'' 

Yok kuzum olmaz,  çok yorgun düştün sen belli, daha açılman da tam değil epidural tavsiye ederim dedi.
Ben tabi direk, sancılarım gidecekse kabuul vallahi kabul hemen yapsınlar dedim:)

İki sancı arası yapıldı mı epidural... Beş dakika sonra uçtu gitti mi sancılaarrr oouhhh benden mutlusu rahatlamışı yok. Yeniden doğdum sanki:) Güle oynaya bekledim sonrasında. Annecim ben ve Biricik  hala birlikteyiz. Arada ebelerle sohbet muhabbet.


Yalnız bir titreme aldı beni durmuyor :) O olmasa uyuyacağım o kadar rahatladım.


Doktorum tekrar gelip bakıyor ve hala aynı yerde sayıyoruz bir de eyvah ödem oluşmuş kızın başında ve de çok azcık mekonyum bulaşmış, en fazla bir saat daha beklerim, olmazsa hala daha fazla tehlikeye atamam seni de bebeği de alırız mecbur sezeryana dedi. Ama nolur normal doğur şunu haydi istemiyorum almak diyor.
 
E n'apayım söyleyin yapayım varsa bişi diyorum. Yürü diyor. Bir kolumda serum bir yanda NST doğumhanenin içinde, 3 metrelik bir alanda dört dönüyoruz Biricikle.

Artık rahat olduğumdan ben de istemiyorum sezeryan. Normal doğurmak istiyorum. Tekrar geldiğinde doktorum tamamen seninim buradayım artık hadi yapalım şu işi dedi baktı ve 15 dakika daha beklerim olmazsa üzgünüm ama ameliyata almam gerekecek dedi. Ben de, yaa hayıırr yaparımm  bir denesek diyorum.

15 dakika sonra hadi gel deneyelim bakalım dedi, kasılmam gelince bir kaç ıkınma denemesi, durum kontrolü yapıyor ve  zor görünüyor ufak tefek sorunlar da var bende. Aşağı inmemiş tam olarak kız diyor.
bir müddet tüm gücümle ıkınıp kızı aşağı indirmek için uğraştım ve sonuç da verdi,  vallahi yapacaksın sen, çok iyi gidiyorsun dedi doktorum. Bravo sana indirdin bebeği aşağı , olacak bu iş tamam, artık başlayabiliriz diyip diğerlerini de çağırdı.

-->VE DOĞUM ARTIK BAŞLAR.

Saat 1 buçuk. Benim sancı yoktu ama sancı geldiğinde kasılma olarak hissediyordum ki zaten ebe hemşire de yönlendiriyordu, evet şimdi! diye ve böylelikle ne zaman ıkınacağımı da bildim hep.

Var gücümle kendimden bile beklemediğim bir performansla ıkındım... Biricik şaşkınlıkla bakmış bana ıkınırken girdiğim halden ürkmüş, patlayacaksın sandım diyor:))

Hatta bir ara baktım doktorcum, alllaaa, durun çekilin vallahi öpücem sahiden çok iyi ittiriyor ya dedi ve geldi öptü de:) Ama benim performans  da yetmedi tabii tek başına, destek gerekti karnıma bastırdı bir yandan bir yandan ben çığlık çığlığa, bir yandan sakın durma sakın, devam ıkın hadi kuzucum az kaldı geliyor göründü başı, hadi devam et derken,  ortalığı çınlatan o son çığlıkla kendimden geçmişken artık, geldi bizim kız çok şüküüüür:) 

Saat 2 yi 2 geçe doğdu:) Biraz uzun mu sürmüş nee:)) Hemen çocuk doktoruna verdiler, orada ilk kontrolleri yapıldı, ben de  baktım ve dediğim ilk şey şu oldu, ''getirmeyin onu bana, gitsin istemiyorum görmiycem mahvetti beniii:))

Herkes güldü tabii, getirdiler yanağıma dayadılar yüzünü ve o an her şey bitti gittii kokusunu duyunca, yumuşacık tenine değince kendimden geçtim.  Biricik yanı başımdaydı bir ara yüzüne baktım ağlıyordu:))


Annecime baktım hiç ağlamadan duruyor şaşırdım. Meğer babacımdan tembihliymiş sakın ağlayıp üzme cesaretini kırma kızımın diye:) Ben o son anlarda bağırırken  annecim bayılmazsa iyidir diye de düşündüm hatta :)) Sonradan öğrendim ki kendini tutmuş tutmuş  benim yanımdayken, doğum sürecinde de dayanamayıp çıkıp aralarda ağlamış ve doğum gerçekleştiğindeyse yine dışarıda  hüngür hüngür ağlamış:)

Az bir dikişle atlattım. Doktorum; harikaydın vallahi ben senin kadar dirayetli olamazdım dayanamazdım itiraf edeyim sen çok iyi iş çıkardın dedi:)
 
Hala daha aynı şeyi söyler ve o gün epidural alıp da en zor doğuran da benmişim diğerleri çok kolay doğurmuş, o da benim nasibim napalım, ne gündü ama, geldi geçti işte.
Şimdi bu minik kuzuyu sevmek gibisi yok. Öyle çok seviliyor ki, şükürler olsun Rabbe diyoruz...